Bilim Felsefesi (Philosophy of Science)

Aydınlanma, Bilim ve Bireyleşme

Submitted by safakural on Pa, 14/10/2012 - 12:18

“Aydınlanma” denilince akla XVIII. yy gelir. Ve eğer “Aydınlanma nedir?” gibi bir soru sorarsak, akla gelebilecek en kısa cevap, I. Kant’ın “insanın bilerek düşmüş olduğu ergin olmama durumdan kendi çabasıyla kurtulmasıdır” şeklindeki sözleri olacaktır.

Hiç kuşkusuz bu cevap “insan nasıl bir duruma düşmüştür?”, “niçin düşmüştür?” ve “nasıl kurtulmuştur?” ya da “ne yaparak kurtulmuştur?” sorularını da beraberinde getirecektir.

Kant’ın Newtoncu Kozmolojisi ve Modern Yıldız Kuramının Temellerinin Atılışı

Submitted by safakural on Sa, 30/11/2010 - 17:01

Kaynak: “Kant’ın Newtoncu Kozmolojisi ve Modern Yıldız Kuramının Temellerinin Atılışı”, Akarsu, Ö. & Ural, Ş., XV. Ulusal Astronomi Kongresi Bildiri Kitabı, (toplantı Ağustos 2006), İstanbul Kültür Üniversitesi Yayınları, 2007, No 60, Cilt 1, s. 55-60.

Teknoloji, Değerler ve Havuç

Submitted by safakural on Sa, 02/02/2010 - 23:30

Özet: “Teknoloji” denilince ilk akla gelebilecek özellik, büyük ölçüde günlük yaşantımızda kullanabileceğimiz ve ihtiyaç duyabileceğimiz araçlardan oluşan bir listedir. Bu araçların günlük yaşantımıza getirdiği olanaklar ve toplumsal ilişkiler üzerine etkisi ile ilgili yorumlar, yine bu kavramın anlamını belirleyen özelliklerdir. Teknoloji ayrıca, bireylerin ve kamuoyunun ulaşmak istediği temel bir toplumsal hedeftir. Çünkü teknoloji, bir uygarlık ve ileri bir toplum anlamına da gelmektedir. Dolayısıyla ‘teknoloji’, sadece ‘teknik araç’lar değil aynı zamanda bir ‘uygarlık’ göstergesi olarak düşünülür.

‘Değerler’ kavramının ilk akla gelebilecek özelliği, tercihlerimizi ve davranışlarımızı belirleyen ilkeleri içermesidir. Değerlerin bu özelliği ile teknoloji arasında yakın bir ilişki sözkonusudur. Çünkü teknolojik olanakların günlük yaşantımızda yaptığı değişiklikler, yeni davranış biçimleri, dolayısıyla yeni değerler demektir. Zira her olanak sonuçta bireylerin birbirleriyle, aile fertleriyle ve toplumla yeni ilişkiler içine girmesine, böylece de yeni tercihler ve yeni davranış biçimlerini benimsemesine, yani yeni değerlerin ortaya çıkmasına vesile olur.

Fakat değerler ile teknoloji arasındaki ilişki, aslında sadece teknolojinin değerleri belirlemesinden ibaret değildir. Aralarında bu yöndeki ilişki şüphesiz sosyall bir gerçekliktir. Nitekim teknolojik gelişim, bütün dünyada yeni sosyal, ekonomik ve siyasi oluşumlara yolaçmakta, devletler arası ilişkileri etkilemekte ve çok genel bir ifadeyle ‘globalleşme’süreci içinde yeni değerler oluşturmaktadır.

Fakat aslında değerler ile teknoloji arasında, ilkinin ikincisini belirlemesi yönünde bir bağıntı daha vardır. Asıl önemli olan, üzerinde önemle durulması gereken husus da burada yatmaktadır. Çünkü teknoloji, ancak sahip olunan değerler ölçüsünde var olabilir; yani gerçekte değerler teknolojik gelişimden etkilense bile, bir yönüyle de teknolojik gelişmeyi yönlendirir.

Değerlerin yeteri kadar oluşmadığı toplumlarda ilişki, teknolojinin değerleri biçimlemesi ve bir anlamda bozması yönündedir. Bu sebeple, değerler teknolojiye yön veremediği sürece toplum, teknolojiyi sadece kullanmak, önüne konulanla yetinmek zorundadır. Halbuki ancak değerler sayesinde teknolojik araştırma ve gelişim sağlanabilir.

Başlıkta yer alan üçüncü kavram, “havuç” ise bir parametre olarak düşünülebilir. Bu parametrenin görevi, değerler ile teknoloji arasında çok yönlü bir ilişki kurmaktır.

Pozitivizmin Mirası

Submitted by safakural on Çar, 13/01/2010 - 13:44

Sayın başkan, değerli dinleyiciler!

Pozitivizmin mirası, uzun bir zamandan beri pozitivizimle aralıklı da olsa uğraşan bir kişi olarak hep ilgimi çeken bir konu olmuştur. Çünkü entelektüel planda karşımıza çıkan bir takım sorunların, bu felsefe anlayışıyla bir şekilde ilgi içinde olduğunu sanıyorum. Bu sorunları genel hatlarıyla burada sizinle paylaşacağım, sonuçlarımı sizlerle tartışmaya çalışacağım.

Pozitivizm derken Viyana Çevresini kastediyorum; yani Aguste Comte pozitivizmi veya Antik çağ’dan falanca filozofunun pozitivist felsefeye yakın düşüncelerini dikkate almıyorum.

Kozmoloji ve Felsefe

Submitted by safakural on Çar, 13/01/2010 - 13:42

Özet: Kozmoloji ve felsefe, uzun tarihi geçmişleri içinde birbirlerini karşılıklı olarak ve çok yönlü bir şekilde etkilemişlerdir. Hem felsefede hem de kozmolojide çeşitli problemlerin doğuşu ve gelişmesi bu etkileşime bağlı olarak ortaya çıkmıiştır. Her iki disiplin arasındaki etkileşim doğrudan –mikro düzeyde- ; ayrıca diğer bilgi türleri vasıtasıyla kurulan ve “paradigma” kavramı çerçevesinde ele alınabilecek dolaylı –makro düzeyde- gerçekleşmiştir. Kozmolojinin (veya başka bir bilimin) felsefeyle olan ilişkisinin, ikinci olarak, daha farklı bir boyutundan da sözetmek yerinde olur: her bilimsel çalışma belli bir kültürel, sosyal ve tarihi ortamda yapılır ve bilimle uğraşan herkes birtakım bireysel değerlere sahiptir. Bilimsel gelişme aynı zamanda bu tür faktörlerin en uygun şartlarda birarada bulunmasıyla sağlanabilir. Dolayısıyla bilimin bir de bu yönden değerlendirilmesi gerekir. Böyle bir değerlendirmede felsefe bir araç olarak kullanılabilir. Kozmoloji ve felsefe arasındaki ilişkinin gerek doğrudan –mikro düzeyde-, gerekse dolaylı –makro düzeyde- incelenmesi, bu iki disiplinin tarihi gelişimlerinin veya düşünce tarihinin anlaşılması bakımından da önemlidir. Fakat böyle bir etkileşim, sadece düşünce tarihi açısından değil, kozmolojinin veya başka bir disiplinin bugünü için de önemlidir. Dolayısıyla, üçüncü olarak, kozmoloji ve felsefe arasındaki ilişk bir de bu açıdan düşünülerek ele alınmaya çalışılmıştır.

Anahtar kavramlar: paradigma, felsefenin kozmoloji ile -makro düzeydeki- ilişkisi, kozmolojinin felsefeyle –mikro düzeydeki- ilişkisi.

Teknoloji ve Felsefe

Submitted by safakural on Pa, 22/11/2009 - 23:18

Bazı öyle kavramlar vardır ki onları birarada düşünmek zordur. “Sıcak kar”, “dondurucu ateş” veya “yuvarlak üçgen” gibi ifadeler, bu tür kavram çiftlerine örnek olarak gösterilebilir. Bu kavram çiftlerinden ilk iki guruba girenleri, ne gibi bir fizik nesneye işaret edebileceğini; son örneği ise düşünsel olarak tasarlayamayız. Dolayısıyla sözkonusu türden bir zorluğun hem fizik nesnelerin özellikleri açısından hem de düşünce boyutuyla ilgili olduğunu söyleyebiliriz.

Teknik, Teknoloji ve Değerler

Submitted by safakural on Pa, 22/11/2009 - 22:58

ÖZET: Teknoloji, 20. yy’ın yanısıra 21. yy da karakterize edecek gibi görünmektedir. Dolayısıyla toplumların bu kavrama yabancı kalmaları sözkonusu olamayacaktır. Bu alanda başarılı olabilmek, teknoloji üretebilmek demektir; fakat teknoloji üretebilmenin öncelikli koşulu ise, önce bu kavramın anlamının kavranabilmesidir. Eğer toplumda ve bireylerde, sadece bu kavram hakkında değil, bu kavramın hızla değişen anlamı hakkında yeterli bir bilgi ve bilinç yoksa, teknolojinin o toplumda istenilen seviyeye ulaştırılması da sözkonusu olamaz. Teknik, insanın doğal denilebilecek becerilerine işaret eder; halbuki teknolojinin, bilimlerle, kültürle ve dolayısıyla değerlerle yakın ilişkisi olduğunu düşünce tarihi bize göstermektedir. Teknoloji ürünü bir aracı kullanmak, teknik bir beceri gerektirir. Halbuki teknoloji üretebilmek için, bu aletleri yapacak bilimsel bilgilere; fakat bu bilimsel bilgilerin önem verilmesini sağlayabilmek, gerekli ortamı oluşturabilmek, doğru hedefleri ortaya koyabilmek, gerekli olanı yerinde ve zamanında teşhis ve tespit edebilmek için ise ‘değer’lere ihtiyaç vardır. İşte bu noktada, “teknoloji” kavramının kendisi, teknolojiden önce gelmek durumundadır. Gerek bireyler gerek toplum, sahip olduğu teknoloji kavramından öte bir teknolojiye sahip olamaz ve onu verimli bir şekilde kullanamaz.

Anahtar kavramlar: Teknik/teknoloji, teknoloji/değer, değer/teknoloji ilişkisi