Atatürkçü Düşünce Sisteminin Felsefi Temelleri

Submitted by safakural on Pa, 11/12/2011 - 19:23

Sayın Komutanım, Değerli konuklar,

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Konuşmama “Atatürkçü Düşünce Sistemi” ile “Atatürkçü Düşünce” arasında bir ayrım yaparak başlamak istiyorum. Bu ayrımın çok da nesnel gerekçelerle yapıldığını söyleyemem. Hatta bu iki deyim arasında çok keskin bir ayrımın yapılabilmesi mümkün de olmayabilir. Bütün bunlara rağmen böyle bir ayrım yapmaktaki amacım, “Atatürkçü Düşünce”nin farklı yorumlarının bir tartışmasını yapmaktan veya onların bir sentezini aramaktan kaçınmaktır.

“Atatürkçü Düşünce Nedir?” gibi bir sorunun kapsamı içine onun günümüzdeki olumlu ve olumsuz yorumları dahil edilebilir. Bu yorumların ise ülkemizin bugünkü siyasi, kültürel, ekonomik, sosyal durumunun bir değerlendirilmesini içereceği, onlarla iç içe olduğu açıktır. İnancım, bu tartışmaların yapılabilmesi için Atatürkçü düşüncenin öncelikle tarihi süreç içinde sistematik bir yorumunu vermenin gerekli olduğudur. Dolayısıyla Atatürkçü düşünceye karşı olmak veya onu savunmak için, temele konulabilecek birtakım nesnel verilerin tespit edilmesine özellikle ve öncelikle gerek vardır.

Tasavvur ve Gerçeklik Olarak Hayat

Submitted by safakural on Pa, 23/10/2011 - 20:43

Sorunu bir soru aracılığıyla ele almak istiyorum: “aynaya baktığımızda ne görürüz?” Böyle bir soru karşısında akla ilk gelen cevap elbette “kendimi” şeklinde olacaktır. Görünen suretin “ben” olduğundan duyabileceğim kuşkuyu bir kenara bıraksam bile, bu suretin hangi “ben”i yansıttığını sorabilirim. Çünkü aynada görmüş olduğum suretim, fiziksel yapımın yanı sıra o andaki yaşantımı, görmek istediklerimi, hatta görmek istemediklerim de; yani öyle görünüyor ki, benim hayatımı yansıtmak özelliğine de sahiptir.

Görmek istediklerim, duygularım, olmak istediklerim, kendimi algılayışım, hep “ben”e aittir, dolayısıyla da benim tasavvurumda bulunur. Ve aynada görünen suretim bir gerçeklik ise, duygularımın, isteklerimin, nefret ve kızgınlıklarım, sevgimin, suretimdeki yansıması da aynı zamanda bu gerçekliğe ait olacaktır.

Aslında aynaya baktığımda gördüğüm suretim, hem olmasını istediğim hem de geçmişte olan ve aynı zamanda o anda olanın bir toplamıdır: benim hayatımın o andaki bir yansımasıdır.

Türkiye Cumhuriyeti'nin Kuruluşunun Felsefi Temelleri

Submitted by safakural on Sa, 05/10/2010 - 14:47

Sayın Genelkurmay Başkanım,

Değerli konuklar!

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Sözlerime Atatürk’ün “ne mutlu Türk’üm diyene” vecizesiyle başlamak istiyorum.  Bu ifadenin günümüzde ne gibi riskler içerdiğini ve kişiyi ne gibi suçlamalara maruz bırakacağını farkındayım. Ayrımcılık, ırkçılık herhalde bu suçlamaların ilk akla gelenleri olacaktır. Eğer hafızamızı tazeler ve yetmişli-seksenli yıllara geri gidersek, bu suçlamalara faşist olmayı da ekleyebiliriz.

Amacım bu tip suçlamalar karşısında bu sözü savunmak; ya da tam aksine onun bir eleştirisini yapmak değildir. Amacım sadece ve sadece bir felsefeci olarak sorgulamak, bu sözü nesnel olarak değerlendirmek ve bu söz etrafında sadece tarihi bir süreci değil, günümüzü de yine nesnel olarak analiz edebilmektir.